tolstoyun bisikleti
DOĞRULUK

Belki doğruluk kimine göre doğru olanı savunmak,kimine göre ise doğru olan bir şeyi yanlış anlatmaktır.

Bizi diğer insanlardan özel kılan yanlarımız vardır, bunlardan bir tanesi de doğruluktur. Doğruluk bazen bizi istemediğimiz noktalara sürükleyebilir bazen de bizi çokyüksek yerlere ulaştırabilir. Ama konu ne olursa olsun doğru bildiğimiz ve emin olduğumuz şeyleri söylemekten vazgeçmezsek hayatta her zaman diğer insanlara karşı1-0 önde oluruz. Çünkü doğruluk; insanın vicdanını, ruhunu ve iradesini temiz tutar.

Bu yazımda size Platon’un hukuki ve felsefik yönden pek çok tartışmaya konu olan “Sokrates’in Savunması” adlı eserinden bahsedeceğim. Platon tarafından yazılan “Sokrates’in Savunması” MÖ önce 399’da kendisine açılan dinsizlik ve yozlaştırma davasında kendini ifade ettiği, yasal olarak kendini savunmasının Sokratik bir diyaloğudur. Sokrates bazı kişiler tarafından suçlanmaktadır. Ancak suçlayanların kim olduğu tam olarak bilinmemekte; ama suçlayanların başında Meletos’un olduğu düşünülmektedir. Ünlü komedi yazarı Aristophanes de Sokrates’i Sofistlerle (Şüphecilerle ) aynı kabul etmiştir. Sokrates’in kötü, yalancı bir insan olduğu, her şeye karıştığı, eğriyi doğru diye gösterdiği gibi suçlamalar ortaya çıkmıştır.
Aristophenes, eserine Sokrates’in öğrencilere para karşılığında ders verdiğini, öğrencilerin aklını karıştırdığını yazmaktadır. Oysa Sokrates’in kimseye verecek bilgisi yoktur.
Bir gün, Sokrates’in bir arkadaşı halka Sokrates’ten daha bilgili kimsenin olup olmadığını sormuştur. Tanrı sözcüsü, Sokrates’ten daha bilgili kimse olmadığını söylemiştir. Sokrates bu olanlardan sonra bilgili bir insan olmadığı hâlde Tanrı’nın neden böyle söylediğini düşünüp durmuştur. Sürekli kendinden daha bilgili birisini arar. Sonunda görür ki hiç kimse bilgili değildir. Yalnız kendisinin ayrıcalığı, bilgili olmadığını bilmesidir.
Sokrates daha bilgiliyi arama sürecinde çok düşman kazanmıştır. Çünkü pek çok kişinin gerçekte bilgisiz olduğunu ortaya çıkarmıştır. Önce Sokrates’in Savunması, adamlarının bilgisizliğini ortaya çıkarmıştır. Sonra şairlere gitmiş, onların şiirlerini yalnız içgüdü ile yazdıklarını göstermiştir. Sanat sahiplerinin de aynı kusuru taşıdıklarını, bilmedikleri şeylerden dem vurduklarını ispatlamıştır. Sokrates aslında asıl bilgiye sahip olanın Tanrı olduğunu düşünmektedir. Bu süreçte, Sokrates kafasını meşgul eden soruların cevabını ararken çevresinde olan bitenlerin farkına varmamıştır. Etrafındaki pek çok kişi, onun gençleri doğru yoldan ayırdığını, tanrıların yerine yeni tanrılar koyduğunu söylemektedir. Bu söylentiler onu mahkemeye sürükler. Sokrates, mahkûm olursa suçlandığı gibi tanrıtanımaz olduğu için değil üzerine kin çektiği içindir. Bu gelişmeler karşısında, Sokrates çok soğukkanlıdır. Ölmek veya mahkûm olmak onun umrunda değildir, o sadece doğruların peşindedir. Tehlike karşısında yılmamak, korkmamak onun prensibidir. Ona göre insanların en çok korktuğu şey olan ölüm aslında kaçınılacak bir şey değildir. O sadece kötülük yapmaktan korkar.
Sokrates, ideallerinden dönmemekte kararlıdır. O, asla Tanrı dışında kimseye boyun eğmez. Hakkında atılan iftiralar hep asılsızdır. Sokrates’in sürekli öğrencileri olmadığı gibi malı mülkü de yoktur. O dünya hayatına önem vermeyen bilge birisidir. Yargıçları yumuşatmak amacıyla asla mahkemeye ailesini ve çocuklarını getirmez. Karar tamamıyla yargıçların iradeleri elinde olan Tanrı’ya bırakır.
Sokrates, mahkemece suçlu görülür. O bunu beklemektedir ve hemen hiç tepki göstermez. O, herkesten farklı bir kişidir. İnsanların geneli gibi makama, mevkiye, dünya hayatına hiç önem vermemiştir ki şimdi üzülsün. İnsanlara, hep ahlakı, erdemi öğütlemiştir. Böyle bir insana ancak Sokrates’in Savunması’nınhesabına çalıştığı için ödül verilmelidir. Mahkeme, para cezası vermez; çünkü parası yoktur. Sürgün etmez; çünkü sürgüne gittiği yerlerde yine halkı yönlendirecektir. Sonunda ölüm cezası verilir. O, ölüm cezasına rağmen başkaları gibi ağlayıp sızlamaz. Yaptığı hiçbir şeydenpişmanlık duymaz. Platon’a göre Sokrates’in öldürülmesi için oy kullananlar çok acı çekecektir. Kurtulması için oy kullananlar ise gerçek birer yargıçtır.
Sokrates’e göre ölüm bir ceza değildir. Sadece bir yolculuktur. Ayrıca öteki dünyada soru sormak yüzünden mahkûm edilme tehlikesi de yoktur. Sokrates, Atinalılardan son bir şey diler:
Çocukları erdemden, doğruluktan ayrılırsa kendisinin Atinalılara gösterdiği gibi onlara yol göstersinler. Çocukları kendilerine fazla değer verir ve bu dünyada bir hiç olduklarını unuturlarsa onları azarlamalarını ister.Sokrates, idam esnasında ölüme giderken yargıçlar da hayata giderler. Ancak Platon’a göre, bunların hangisinin daha güzel ve doğru olduğunu ancak Tanrı bilir.

“İyice bilin ki bir değil bin kez ölmem gerekse de doğru bildiğimi yapmaktan vazgeçmeyeceğim.”

Leyla Arpaç

GECENİN ZEHRİ

Şanslıysak dökmez gece zehrini üzerimize.
Kim bilir…?
Kimlere şahitlik etti o gizemli yüzüyle.
Sağanaklar halinde dökülen gözyaşları ele verdi,
Siyahına sığınıp sakladıklarını..

Belki de isyanıydı bu.
Yetmedi mi dayatılanlar seni kendinden etmeye?
Hadi yıka şimdi ruhunu hüznün yağmurlarıyla.
Fark et artık güçlü yanlarının yarattığı kalkanı.
Fark et ki, sızmasın acının zehri ruhunun derinliklerine.

Ve söyle hadi…
Hangimizin karanlığı daha zindan?
İçindeki karanlığa kapı açanın mı?
Umutlarına kilit vurup geçenin mi?        

Burcu Gökçe                        

BİR YERE VARMAK İÇİN ÖNCE KENDİNE UĞRAMALI İNSAN

Bulutların gölgelediği yıldızsız zifiri karanlık bir gecede, sokak lambalarının cılızca ışığı gibi bir ışık bekliyordu. Ona nefes aldıracak, az da olsa içine huzur serpiştirecek bir ışık… Bu ne mümkün… Sanki gizli bir el yüreğini sıktıkça sıkıyordu. Yüreği sıkıldıkça önüne set gerilmiş bir çağlayan gibi yaşlar göz pınarlarına doluşuyordu. Öyle ki biri dokunsa hemen ağlayacak gibiydi. Boğazı düğümleniyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. İç dünyasında tarif edemediği  sıkıntılar ve hüzünler yaşıyordu. Sanki hayat üzerine çöreklenmiş de o  altında nefessiz kalmış gibiydi.  Kendini çaresiz mücadelesiz onca kalabalığın içinde yapayalnız hissediyordu.

İçinden bir ses; “ her şeyi olduğu gibi bırakıp tanıyanı ve tanıdığı olmayan uzak diyarlara kaçmasını söyler. Bu düşüncenin akabinde  tüm yaşanmışlıklar önüne geriliverir…“Bizi bırakıp da nereye gidiyorsun? der gibi

 İnsan kaçabilir mi? Hem de her şeyi geride bırakarak! Nereye giderse gitsin kendini geçmişiyle birlikte  götürmez mi gittiği yere? O halde kaçmak niye? Zira geçmişi  bir sırt çantası gibi sırtındayken… Hal böyleyken, insan kendinden kaçayım derken yine kendine gitmiş olmaz mı? Kaldı ki insanın bindiği gemi de vardığı liman da kendi yüreğinde demirlidir. Ragıp İsfani’nin “Bir yerlere varmak için önce kendine uğramalı insan. İnsanın gideceği bütün yollar kendinden geçer.” sözü sanırım sorumuza yanıt olacaktır.

Zaman zaman her birimiz benzer hisleri yaşarız. Kaçıp kurtulmak!  İnsanın bu denli kendinden uzaklaşmak isteği, onun yaşadığı ortamda sürüklendiği algı yanılsamasının bir sonucu olsa gerek. Ruhun kendisine yabancılaşması, kendisini tanıyamaması da denebilir bu duyguya… Bireyleri bu çıkmaza sürükleyen neden, yaşadığı  toplumun dayattığı yaşam tarzı ve akabinde oluşan duygu birikiminin insan ruhunda oluşturduğu olumsuz etkinin bir sonucu olsa gerek. Bu da  insanı yalnızlaştıran sebebin başında gelmektedir. 

İnsanın bu denli olumsuzluklardan nasıl kurtulacağının yanıtıysa kendinde gizlidir. Kendine ulaşamamış, kendini bulamamış, kendini tanıyamamış her insan yalnızdır. Ve bu durum onu mutsuz etse de, birilerinden bekler yalnızlıktan kurtulmayı. O, bilemez tanımadığı bir “BEN” le nasıl baş edeceğini. Zira inmemiştir bir gün bile kendi derinine,yüreğine, vicdanının ona neler fısıldadığını duymamıştır. Bu günü de kurtardık mantığı, doğruyu ben biliyorum ego tatmini ile iyi taraflarını el üstünde tutmuş, eksi, yanlış olan ne varsa görmezden gelmiştir, itelemiştir kendinden öteye… 

Biliriz ki insan yaratılış itibariyle en güzel şekilde kusursuz olarak yaratılmıştır. Dünya hayatı ile baş edebilmesi için gerekli olan her şey onda mevcuttur.  O, kendini tanıma zahmetinde bulunmadığı sürece, sahip olduğu cevherin farkında olmadan yaşamını mutsuz olarak sürdürecektir.  

Yaşamın getirdiği her türlü olumlu ya da olumsuzluklar  karşısında yaşama sevincini koruyabilmesi için,  önce insanın sağlıklı bir ruh yapısına sahip olması gerekmektedir. Sağlıklı bir ruh yapısı ise kendisiyle barışık, kendisini iyi tanıyan bir birey olmakla mümkündür. Tıpkı gönül ustası Mevlana’nın “İçindeki kapıyı çal; başka kapıyı değil.” sözünde ifade ettiği gibi insan içindeki kapıyı çalınca orada kendini görür ve kendyle yüzleşir. Ve kendine; “ben kendimi ne kadar tanıyorum ve seviyorum?” sorusunun yanıtını arar. Benzer durumu sevgi ve hoşgörünün timsali Yunus Emre de; 

 “İlim ilim bilmektir 
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır…” dizlerinde ifade etmiştir.  

Kendini bildikçe, kendine yaklaştıkça insan, yalnızlığından arınır. Kendini tanıdıkça önünü aydınlatacak ışığa ulaşır. Ayakları yere sağlam basar. Kendini bildikçe çoğalır. Kendini sevdikçe sevgiyi başkalarından dilenmez, zaten o sevgi dağıtır. Kendine baktıkça yalnızlığından kurtulur. Kalabalıklaşır ve var olur. Kendini bildikçe hakkı bilir. Kendini bildikçe haddini bilir…
 Bireyin kendi iç dünyasına yaptığı yolculuk onu dış dünyadan soyutlamaz,. Tam tersi tamamen yaratılan tüm varlıklara yaklaştırır. Çünkü kendini doğru tanıyan kişi, bütün varlıkların anlamı ve amacı konusunda derinlikli bir bakış açısına sahip olur. Bu açıdan bakınca, insan kendi dahil yaratılan her şeyin ortak bir amaç için tek bir yaratıcı tarafından yaratıldığını bilir. Yunus’un “Yaratılanı severim, yaratandan ötürü” sözünde ifade ettiği gibi, yaratılan her şeye karşı sevgi, şefkat ve merhametle yaklaşır.
Okurlarıma sevgilerimle

Hanife Mert

https://instagram.com/hanifemert1?utm_medium=copy_link

Ah! Tolstoy ne kadar da haklıydı! Hakikat
ne kadar da acımasız!
Anton P. Çehov

Tolstoy’un Bisikleti Yola Çıktı 📰🚲

YAZARLARIMIZ 

SİNAN DEMİR(Dergi Aylık Önsöz)

ESRA DOĞRU(Makale ve deneme YAZILARI)

DİLAN ELVERAN(Deneme ve Şiir Yazıları)

ÖMER KIRMIZI(Deneme-Şiir Yazıları)

ROJDA Z. GÜMÜŞ(Deneme ve Şiir Yazıları)

YEŞİM DOĞAN(Psikoloji Yazıları)

NUR YILMAZ(Tarih ve Arkeoloji Yazıları)

SEDAT BULUÇ(Yaratıcı Drama)

HANİFE MERT(Makale ve Deneme Yazıları)

SÜMEYYE GEDİZLİ(Deneme ve Makale Yazıları)

DERYA ONBAŞI(Deneme Yazıları)

Lev N. Tolstoy’a İthafen(Yol ışığımız: Lev N. Tolstoy’un Kütüphanesinde çalışırken)


İdollümüz: Lev N. Tolstoy ve yakın dostu Anton P. Çehov ile beraber


DERGİMİZİN İDARİ BÖLÜMÜ 

SİNAN DEMİR 
(Kurucu ve Genel Yayın Yönetmeni)


DİLAN ELVERAN
(Dergi Müdürü ve Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı)


ÖMER KIRMIZI
(Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı)