İki şehrin hikayesi

İki Şehrin Hikâyesi (1859), Viktorya dönemine damga vuran, İngiliz Edebiyatının önde gelen yazarlarından Charles Dickens’ın klasikleşmiş, dünyaca ünlü romanıdır. Bastille’nin yıkılışından yetmiş yıl sonra yazılmış, Fransız İhtilali yıllarını anlatan, o tarihe ışık tutabilecek bir çağ romanıdır.
Eser, tarihi bir roman niteliğini taşıdığı ve konusunu Fransız Devrimi’nden aldığı için öncelikle Fransız Devrimini özetlemek eserde anlatılan konuyu anlamak için daha faydalı olacaktır. İncelememde elimden geldiğince eserde geçen hikâyenin gerçek olaylar ile bağlantısında açıklayacağım.
1700 yıllarının sonuna gelindiğinde Fransa pek de iyi durumda değildi. Dış borçlanma ve kaybettikleri koloniler sebebiyle ekonomik kriz içindeydi. Bu sebeplerden dolayı köylüler şehre akın etmeye başlamıştır. Halk arasında yaşayan bir takım aydın kesim, özgürlük ve eşitlik arayışını filizlendirmişti. Dönemin kralı 16. Louise, gücünün Tanrıdan geldiğine inansa da iyi bir yönetici değildi. Çevresinde sadece Aristokrat kesime yer veriyor ve her gün sarayda eğlence düzenliyordu. Fransa’da halk açlıktan ölürken ancak bu eğlenceden kalan artıklarla yetinebiliyordu.
Fransa’da yaşayan Burjuva ve köylü sınıfının yönetimde hiç söz hakkı yoktu fakat sadece vergi ödeyen kesimde onlardı. Bunun sonucunda yoğun baskılar sebebi ile kral, içinde halkın temsilcilerinin olduğu bir meclis toplantısı yapmak zorunda kaldı. Bu toplantıda kralın sol yanına devrimden yana olan Jakobenler sağ tarafına ise eski düzenden yana olan din adamları ve soylular oturmuştur.
Not: Bugün bilinen sağcılık ve solculuk terimleri bu oturuştan doğmuştur.
Burjuva sınıfı artık devrimin sahibi olmuşlardır ve halkı bilgilendirip milli bilinci oluşturmuşlardır. Burjuva sınıfı biraz daha halk tabakasına göre okumuş bir kesim olduğu için kral bu toplantıda halkın sadece çok küçük bir kesimini kayırınca artık umutlar tükenmiş ve iş çığırından çıkmış ve kral halkın tepkisinden korktuğu için meclisin kapılarını sonuna dek kapatmıştır. Halk ile kral arasındaki son iletişim yolu da bununla birlikte ortadan tamamen kalkmıştır.
Meclise katılmış olan temsilciler meclis kapısının kapalı olduğunu görünce her gün başka bir yerde toplanmaya karar verirler ve bir İnsan Hakları Bildirgesi yayınlarlar. Bunun üzerine kral halkın yanında olan bazı görevlileri görevden alır. Bunun üzerine halk ayaklanarak baskının ve işkencenin zulmü olan Bastil Hapishanesini ele geçirir. Bu durum ile halk hareketi başlamıştır. Her yerde başlamış olan hareketlenmelerin ardından insanlar birbirlerine yurttaş demeye başlamıştır.
Şimdi eserimizde yaşanan olaylar ile Fransız devriminde yaşanan gerçeklerin analizinden bahsedeceğim.
1-Giyotin: Devrim döneminde hikâyede de geçtiği gibi gerçekten de kullanılmıştır. (20 Mart 1792’de giyotin resmi olarak Fransa’nın idam aleti haline geldi.)

2-Bastille Hapishanesine baskın: Devrimin başlangıç döneminde hikâyede de geçtiği gibi baskın yapılmış ve devrimin başlangıç niteliğini taşımıştır.
3-Charles Darnay’in vatan hainliği davası: Fransa, Britanya’ya karşı olarak Amerikan Devrimine finansal destek sağlamıştır. Bu durumda Fransa ve Britanya arasındaki gerginliği ve düşmanlığı daha çok artmıştır. Hikâyede geçen davayı hatırlayan okurlar durumu daha iyi anlayacaklardır. Bu gerginlik döneminde casusluk olayları da hikâyede de geçtiği gibi yaşanmıştır.
4-Hikâyede geçen kral ve saray: Bahsedilen dönemde, hikâyede geçtiği gibi saray savurgan ve keyfine düşkün bir haldeydi. Amerikan Devrimine yapılan finansal destek ile Fransa ekonomisi iyice kötüye gitmiş ve köylüler ve burjuvalardan daha yüksek vergiler alınmıştır.
5-İdamlar: Hikâyede bahsedildiği gibi gerçekte de haklı veya haksız detaylı araştırılmadan birçok insan idam ettirilmiştir.
6-Devrim: Hikâyede geçtiği gibi Fransız Devrimi bir süre sonra kontrolden çıkmış, yerini kan ve dehşete bırakmıştır. Bu sebeple birçok yerde Kızıl Devrim diye nitelendirilmiştir. Ayrıca tarihte de gelmiş geçmiş en kanlı devrim olarak bilinir.
7-Devrimin planlanama yerleri: Eserde de geçtiği gibi Fransız Devriminin örgütlenme aşamaları, bar ve kafe gibi alanlarda başlamıştır.
Son olarak eserimizden de bahsedelim:
Eserimiz, üst kısımda da bahsettiğim gibi Fransız Devriminde yaşanan iki şehirde gelişen bir hikâyeyi anlatıyor. Şehirlerimizden birisi Londra diğeri ise Paris’tir. Yazarımız hikâyenin ilk girişinde Fransız Devrimini şu şekilde özetliyor bizlere, “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü hem akıl çağıydı hem aptallık hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana”
Bu eseri okuduğunuzda bir hikâyeden ziyade, Fransız Devriminin iç dinamiklerini de görmüş olacaksınız. Kitabın içerisinden tarih, aşk, tükenmişlik, kaos, vb. birçok olayın bizzat tanığı olacaksınız. İki Şehrin Hikayesi, sadece devrimin değil, toplumsal bir çöküşün de hikayesidir.

Cansu Gök